TV Net’te her pazartesi canlı yayınlanan, kanalın Genel Yayın Yönetmeni Serhat İbrahimoğlu’nun yönettiği, Mete Yarar ve Nedim Şener’le birlikte katıldığımız Net Bakış programının son bölümünü izleyen eşim, eve döndüğümde beni hayli abartılı sayılabilecek bir endişeyle karşıladı:
“Elektrikler giderse evde hiçbir şey yapamayız… Derhal tüp gazla çalışan bir ocak alalım… Sonra neleri stoklayacağımızın, hangi konserveleri alacağımızın bir listesini yapalım… Sonra…”
O kadar endişeliydi ki, muhabbet bu minval üzerine sürüp gitti.
Çok da haksız değildi… Yakın zamana kadar dünyayı yakıp yıkan pek çok hadise bizi teğet geçmişti. Ancak, pek çoğu halkımız tarafından metanet, sakinlik, hatta vurdum duymazlıkla karşılanan maddi ya da manevi kriz durumlarına benzemiyordu bu seferki…
Dünyada aşırı dengesizliğin simgesi Trump, 7 Kasım Cumartesi yani bugün, İran’a nükleer saldırı başlatacaktı... Eli armut devşirmeyen İran da yine İsrail ve ABD’nin iddialarına göre, bu ülkelerin üsleri ile sivil halkına ve bölge ülkelerine düzenleyeceği nükleer ataklarla cevap verecekti…
Bir de elektrik şebekelerini, marketlerin soğutucu ve dondurucularının kontrolünü ele geçirip gıda stoklarını tehdit eden, uzmanları dahi çaresiz bırakan siber saldırılarla tüm dünyaya korku salan Siber Manyaklar vardı…
Çevresindeki milletleri yok etmeyi dinî inancından aldığı telkinle yaşam felsefesi haline getiren bir İsrail ortalıkta…
Saymakla bitmez…
Bu arada medyada da inanılması güç haberler…
Halka, İngiltere’den”3 günlük stok yapın”, Japonya’dan ise “En az 3 gün, mümkünse 1 hafta yetecek su, gıda ve tuvalet malzemesi stoklayın” çağrıları var… İsveç’de “Kriz veya savaş gelirse” adlı broşürler 5 milyon haneye gönderilmiş…
Avrupa Birliği, her vatandaş için 72 saatlik malzeme stoklanmasını önermiş, Fransa 20 sayfalık bir hayatta kalma rehberi yayınlamış.
Pentagon, ABD üslerine dış destek olmaksızın 90 gün boyunca faaliyet gösterebilecek şekilde hazır olmaları talimatını vermiş…
Özetin özeti bu haberler bir araya gelince eşler ne yapsın? Özünde tüm ailenin sorumluluğunu arka planda taşıyan eşlerin endişesi ciddiye alınması gereken bir işarettir…
Bu arada 2025 yılında kurulan Siber Güvenlik Başkanlığı hayli ciddi, güven veren başarılara imza atıyor… Aynı şekilde ‘Bölgeler Üstü’ bir güç haline gelen Türkiye’nin dış politikada oynadığı ‘Ağırlık Merkezi’ rolünün bizim içerideki ‘Gardırop Muhalefeti’ tarafından reddedilse de tarihe kaydının düşülmesi, insanı bir ölçüde sakinleştirebilir…
Siz yine de elektrik mahrumiyetine karşı koruyucu önlemler alırsanız, kuru gıda, su ve konserve stoklarsanız hiç değilse içinizi rahatlatmış olursunuz…
Çalışanlar kendilerinden şikâyetçi…
Kişiselleştirilmiş dijital sağlık uygulaması Heltia’nın 400 bini aşkın kullanıcı verisine dayanarak hazırladığı bir araştırma, modern çalışma hayatı ve insan esenliği ile ilgili kritik bir noktayı gözler önüne seriyor; çalışanların %65,8’i en çok kendisiyle ilişkide zorlanıyormuş. Bu oran 18–24 yaş arasındaki genç çalışanlarda %72,2 imiş.
Zorlukların başında kariyer kaygıları, ailevi sorumluluklar ve sosyal çevre baskısı geliyormuş. 25–34 yaş grubunun %41,1’i kariyer, 35–44 yaş grubunun %34,2’si ebeveynlik konusunda güçlük yaşıyormuş. Romantik ilişkilerde zorlananların oranı ise çocuğu olmayanlarda %56,6, çocuk sahibi olanlarda ise %31,3.
Demografik gruplara göre dertlerin başlığı değişse de tabloyu; “İnsan, önce kendi içindeki dengeyi ve huzuru kaybediyor” şeklinde yorumlamak yanlış olmayacaktır.
Sorunun yalnızca iş yerindeki fazla mesaide, hiyerarşik baskılarda ya da performans hedeflerinde olduğunu söylemek yüzeysel bir yaklaşım olurdu.
Bilindiği gibi, insanın çelişkilerden uzak, gerçek anlamda esenlik içinde yaşamasında 3 alandaki bütünsel tekâmül
Belirleyici rol oynuyor:
Ruh - Zihin - Beden.
Bedenin tekâmülü tıp ve sporla, zihnin tekâmülü ilim ve düşüncenin yeniden üretimiyle; ruhun tekâmülü de sanatla, estetikle, inançla ve anlam arayışıyla esenliğe kavuşuyor.
Heltia’nın verileri gösteriyor ki; çalışma hayatı, insanı bir koşturmacanın içine hapsederken; ruhunu, anlam arayışını ve estetik ihtiyacını ihmal ediliyor. Ruh-zihin-beden sacayağından biri çöktüğünde ise insanın önce kendisiyle kurduğu bağ zedeleniyor.
Kurumlar ve liderler belki şu konumlandırmayı içselleştirseler, her şey çok farklı olabilir: İnsan, iş hayatında kömür, petrol, enerji gibi bir ‘kaynak’ değil, sürekli yeniden üretilebilen bir ‘kıymet’tir.
İnsanı; ruhuyla, zihniyle, bedeniyle kıymet olarak ele almayan bir yapının sürdürülebilir başarı yakalaması pek mümkün olmayabilir.
Heltia Kurucusu Alperen Adikti’nin de belirttiği gibi, herkese tek tip çözümler yerine, bireyin yaşam dönemini ve özgün ihtiyaçlarını gözetmek bu sürecin ilk adımı olmalı. Nihai hedef ise çalışanın tekâmül yolculuğuna destek olacak, ona anlam ve rahatlama alanları açacak bir kurum kültürü inşa etmek olmalı.
Yatırımların en büyüğü insana yapılan yatırımdır.
Dönüşümde güç birliği
Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) ile Akbank’ın “Dönüşümde Gelecek Var” Projesi’nin Türkiye genelinde yaygınlaştırılması amacıyla imzaladıkları İleri Dönüşüm Çalışmaları Protokolü uygulamaya geçirilmiş. Hazırlanan “İleri Dönüşüm Teknikleri Eğiticinin Eğitimi” programı, Hatay’da düzenlenen törenle başlamış.
Akbank genel müdürlük binasındaki kullanım ömrünü tamamlamış ofis mobilyalarının meslek liselerinde yenilenmesiyle başlayan proje kapsamında, Türkiye genelinde mobilya alanında uzman 1.080 meslek lisesi öğretmenine ileri dönüşüm eğitimi ve dizüstü bilgisayar desteği sağlanırken, eğitimlerin mesleki eğitim müfredatına kalıcı olarak eklenmesi hedefleniyormuş.
Bilgi ve beceriyi değer ve erdemle buluşturmak, kaynakları israf etmeyen, tabiatla dost, atığı değere dönüştüren nesiller yetiştirme hedefiyle geliştirilen ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin öngördüğü ‘Köklerden Geleceğe’ anlayışının pratiğe geçmesi olarak tanımlanabilecek ilk adım böylece atılmış. Kutluyoruz…