Kasım artık Dubai’den Kahire’ye uzanan bir tasarım takvimine sahip. Bu takvimin arkasında Körfez’in parası, savaşın dağıttığı kentlerin tasarımcıları ve bizim de içinde olduğumuz bir üretim ile pazarlama coğrafyası var.
Dünya üzerindeki tasarım etkinliklerini yıllardır izlerim. Çoğu vitrindir, bazıları ise bir mesele. Ortadoğu ile Avrupa arasındaki tasarım etkinliklerini bu iki kutupta görüyorum.
DEV YAPI
Şam’da mimarlık okuyan, doktorasını Cambridge’de ince tuğla tonozlar üzerine yapan, bugün Madrid’de ders veren Suriyeli mimar Wesam Al Asali, Amman Tasarım Haftası için Al-Hussein Kültür Merkezi’nin açık amfisine 256 metrekarelik bir yapı kurdu. İsmi “Tašbik”. Ürdün kireçtaşından örülmüş tekrar eden bu küçük tonozlar kimi oturma basamağı, kimi sahne, kimi avlunun duvarı şeklinde hibrit kullanımlı bir alan tanımlıyor.

Barselona’da Gaudí’nin, New York’ta Grand Central’ın tavanları “Katalan tonozu” denen bir teknikle örülüdür. İnce tuğlalar düz yatırılır, çabuk donan alçıyla iki üç kat üst üste örülür, kalıp gerekmez, ortaya birkaç santim kalınlığında ama şaşırtıcı derecede dayanıklı bir kabuk çıkar. Bu tekniğin adı İspanyolca’da “bóveda tabicada”dır ve “tabicada” sözcüğü Arapça “tašbik yani örgüden gelir. Tekniğin Endülüs üzerinden İspanya’ya geçtiği düşünülüyor. 19. yüzyılda Valensiyalı Guastavino ailesiyle ilk kez Amerika’da uygulanmış şimdi ise Al Asali onu kendi ismiyle ve yerel taşla bölgeye geri getiriyor. Tasarımcı bu yıl yayımlanan kitabı “Cultures of Making” (Üretim Kültürleri) de Arap coğrafyasında zanaat, kıtlık ve çevre ilişkisini anlatıyor. Şam’da yeniden inşanın konuşulduğu bir yılda çimentosuz, az malzemeyle, yerel ustayla kurulabilen bir strüktür göstermek kanımca bu sezonun en anlamlı tasarım olaylarından biri.

İPTAL YAŞANMADI
Savaş atmosferinden yara alan Dubai’de Design Week bugün kapanıyor. 12. edisyon, kentin tasarım bölgesi d3'te doğal olarak biraz heyecansız geçti ama iptal edilmedi. Geçen perşembe ise Doha’da Katar Müzeleri’nin düzenlediği Design Doha Bienali’nin ikincisi açıldı. Ana sergi “Arab Design Now” Bahreynli mimar Noura Al Sayeh kürasyonunda hazırlandı: 81 tasarımcı, 78'i ilk kez gösterilen işi sunuyor. Önümüzdeki cumartesi Sharjah Mimarlık Trienali’nin üçüncüsü açılıyor. Küratörü mimar değil, antropolog Vyjayanthi Rao. Bu yaklaşım benim bu tür yaratıcı etkinlikler için çok önemli bulduğum bir üçüncü göz bakışı sunuyor. Başlık “Architecture Otherwise” (Başka Türlü Mimarlık). Etkinliğin konuşma programı, kendi ifadeleriyle, “savaşın gölgesinde” planlanmış.
Ortadoğu’da tasarım haritasının ekonomisi üç köşeli. Bir yanda Körfez sermayesiVizyon 2030 belgeleri, Katar’ın her yıl bir ülkeyle eşleştiği “kültür yılları”, petrol gelirini biriktiren ulusal varlık fonları var. Tasarım bu bölgede müze ve havalimanı gibi bir “kalkınma sektörü” olarak geçiyor. Öte yanda batılılara göre Levant bölgesinin sosyopolitik gerekçelerle bu bölgeden çıkmak zorunda kalan yetenek sahipleri var. Hiç durulmayan Beyrut 2019'da iflas etti, 2020'de limanında büyük bir patlama oldu, 2024'te bombalandı. Bu kentin kaderi en güzel Etel Adnan’ın mısralarında okunuyor. Tabii herkes gibi bölge tasarımcılarının önemli bölümü Dubai’ye taşınmıştı. Şam’ın, Bağdat’ın, Gazze’nin mimarları bugün Londra’da, Madrid’de, Doha’da çalışıyor.
Sözünü ettiğim üçüncü köşe ise üretim: Nil deltasındaki mobilya kenti Dimyat’ın marangozları ve Türkiye’nin mobilya fabrikaları coğrafyanın yükünü taşıyor. Kahireli tasarımcı için de Türkler için de mesele estetikten önce kur farkı ve ekonomi. Kahire’de 2022'den bu yana değerinin yarısından fazlasını kaybeden bir parayla ithal malzeme alınıyor. Türkiye için ekonomik koşullardan hiç söz etmeyeyim ama Türk mobilya ihracatında yıllardır ilk sırada Irak gibi çetrefilli bir bölgenin olması da bu koşullara ek getiriyor, hatırlamakta fayda var.
ACININ ESİN VERDİĞİ YARATICILIK
Savaş bu coğrafyanın uzun yıllardır tek gerçeği olmaya sürüyor. Doha geçen yıl haziranda İran füzeleri, eylülde İsrail saldırısı olmak üzere iki kez vuruldu ama bienal ertelenmedi! Sharjah bu yıl Beyrutlu mimarlık tarihçisi George Arbid’in topladığı Bağdat, Şam ve Tunus arşivlerini sergiledi, çoğu özel ellerden toplanmış çizimler bunlar. Savaşın yaratıcılığa etkisini konuşurken romantizme düşüyor insan ister istemez. Acının esin verdiği yaratıcılığı, tasarım için zaman çalıcı buluyorum Bizler sanatçı değiliz ve acıları geçip yapıcı, inşa edici olmalıyız.
Kuşkusuz acı çeken coğrafyayı görmezden gelmektan de söz etmiyorum, olan biten ortada. Yaşananlardan dolayı malzeme kıtlaşınca hemen zanaatın geri geldiğini örneğin Al Asali’nin tonozunda görebiliyoruz. Arşivler yanınca bellek saplantıya dönüşüyor sanki. Amman’ın bu yılki başlığı “Birikimler” ve bu boşuna değil.
Edward Said sürgünün görüşüne “kontrapuntal” demiş, müzikte iki ezginin aynı anda duyulması gibi iki yeri birden görmek anlamına geliyor. Yerinden edilenlerin bakışı ikili: Londra’da yaşayan Filistinli mimar Dima Srouji’nin işleri tam da böyle. Ramallah yakınındaki Jaba köyünün cam ustalarıyla üflediği formlar arkeolojik buluntuya benziyor ama bunlar çağdaş üretimler. Bölgede şu anda büyük bir onarım kültürü de hakim, bunları görmezden gelemeyiz çünkü yaratıcılığı biçimlendiren unsurlar.
İstanbul bu üçgenin üretim köşesinde duruyor gibi geliyor bana. Tasarım adına politikalarımız, fonlarımız yok ve hâlâ kendi yağımızda kavruluyoruz. Üretiyoruz ama anlatmıyoruz. Kendi finansmanları ile oradan oraya koşan tasarımcılarımızın bu ülkede ne kadar geçerli platformları var? Bunu düşünüp duruyorum gözümüzün önünde Ortadoğu füze saldırıları ve tedirginlikler altında bile tasarımın elini hiç bırakmazken.