
İklim değişikliği artık geleceğe dair bir uyarı olmaktan çıktı; bugünün gerçeği... Kuraklığı tarlasında yaşayan çiftçi, selle boğuşan şehirler, her yaz biraz daha uzayan sıcak dalgaları hepimize aynı şeyi söylüyor: Zamanımız daralıyor. Ama ben bu tablonun karşısında karamsar değilim. Çünkü insanlığın ortak akılla, ortak iradeyle aşamayacağı bir sorun olmadığına inanıyorum. 9–20 Kasım tarihlerinde Antalya’da ev sahipliği yapacağımız COP31, bu inancın sınanacağı en önemli buluşmalardan biri olacak.
Türkiye ilk kez masanın başında
BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı, ülkemizde ilk kez düzenleniyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın kararıyla bu sürecin başkanlığını yürütmek benim için büyük bir onur ve aynı zamanda büyük bir sorumluluk. Antalya’da 197 ülkenin temsilcilerini, 100’den fazla lideri ve 1 buçuk milyona yakın katılımcıyı ağırlayacağız.
Bir COP’a ev sahipliği yapmak yalnızca bir organizasyonu yönetmek demek değil. Dünyanın iklim gündemine yön veren müzakerelerin merkezinde durmak, farklı görüşleri aynı masada buluşturmak ve güveni yeniden inşa etmek demek. Biz bu görevi tam da böyle görüyoruz.
Neden “Uygulama COP’u”?
Bugüne kadar COP süreçlerinde önemli kararlar alındı, iddialı hedefler konuldu. Kyoto’dan Paris’e uzanan bu yolculuk, uluslararası iklim politikasının temellerini attı. Ancak açıkça kabul etmemiz gereken bir gerçek var: Verilen sözlerle sahada atılan adımlar arasındaki mesafe hâlâ çok büyük.
Bu yüzden COP31 vizyonumuzu “Uygulama COP’u” olarak belirledik. Antalya’da yeni sözler vermekten çok, verilmiş sözlerin nasıl hayata geçirileceğini konuşmak istiyoruz. Yaklaşımımızı üç kelimeyle özetleyebilirim: Diyalog, uzlaşma ve eylem. Diyalog birbirimizi anlamamızı sağlar. Uzlaşma ortak sorumluluk doğurur. Eylem ise taahhütleri gerçek çözümlere dönüştürür.
Bu anlayışla eylem gündemimizi 10 öncelik alanı üzerine kurduk: Sıfır Atık, temiz enerji dönüşümü, gıda güvenliği, iklime dirençli şehirler, yeşil sanayileşme, gençlik ve eğitim, okyanuslar ve denizler, dayanıklı sağlık sistemleri, Rio Sinerjisi ve İklim Uygulama Köprüsü. Bu alanları 2035 için ölçülebilir hedeflere bağladık. Küresel elektrifikasyon oranını %35’e çıkarmayı, atık üretimindeki artışı yarı yarıya azaltmayı, binalardaki enerji yoğunluğunu en az %25 düşürmeyi ve sanayide döngüsel malzeme kullanımını en az %15’e yükseltmeyi hedefliyoruz. İklim Uygulama Köprüsü ise ülkelerin ulusal katkı beyanlarını yatırım yapılabilir projelere dönüştürmelerine destek olacak.
Konuşulanı görünür kılmak
Antalya’da 1,1 milyon metrekarelik bir alanda iki ayrı dünya kuruyoruz. Mavi Bölge’de liderler ve delegasyonlar iklimin geleceğini müzakere edecek. Yeşil Bölge’de ise müzakere masasında konuşulanların sahada nasıl hayat bulduğunu göstereceğiz: Yeşil enerjinin nasıl kullanıldığını, atığın nasıl yönetildiğini, gıdanın sofraya nereden geldiğini. Özel sektörden akademiye, sivil toplumdan gençlere kadar herkesin çözüm ürettiği bu alan, Türkiye’nin dünyaya açılan vitrini olacak.
Doğayla uyumlu bir medeniyetin mirası
Türkiye’nin iklim ve çevre yaklaşımı köklerini bu toprakların medeniyet birikiminden alıyor. Hititlerden Osmanlı’ya uzanan bu coğrafyada israftan kaçınmak, doğaya emanet gözüyle bakmak ve misafiri en iyi şekilde ağırlamak hep bir değer oldu. Yeşil Bölge’deki Anadolu Bahçesi’nde bu mirası “7 Bölge 7 Mutfak” anlayışıyla dünyaya tanıtacağız.
Aynı anlayışı bugünün politikalarına da yansıtıyoruz. 2053 net sıfır emisyon hedefimiz doğrultusunda yenilenebilir enerjiden dirençli şehirlere, yeşil sanayiden döngüsel ekonomiye kadar pek çok alanda kararlı adımlar atıyoruz. COP31’i de bu yaklaşımla planladık. Zirve ISO 20121 standartlarına uygun, düşük emisyonlu ulaşım, su ve enerji verimliliği ile karbon dengeleme uygulamalarıyla sürdürülebilir bir model olarak gerçekleşecek. “Kimseyi Geride Bırakmama” ilkesiyle engelsiz alanlar ve 35 işaret dili tercümanıyla herkesin eşit katılımını sağlayacağız. Yeme-içme alanlarında yerel ürün kullanım oranı %90’ın üzerinde olacak. Böylece Antalyalı üreticimiz de bu sürecin kazananlarından olacak.
Antalya’da dünyayı ağırlarken tek bir hedefimiz var: Bu zirveden geriye sadece alınan kararlar değil, hayata geçen çözümler kalsın. Bu yolda tüm ülkeleri, kurumları ve her birimizi ortak sorumluluğa davet ediyorum.
Sıfır Atık: Türkiye’nin imzası
Sıfır Atık, COP31’de bir program başlığından çok daha fazlası; organizasyonun kendisi bu anlayışla işleyecek. Bunu çok önemsiyorum, çünkü Sıfır Atık bizim için bir slogan değil, yıllar içinde emek verilerek büyüyen bir yaşam biçimi.
Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayesinde 2017’de başlayan Sıfır Atık hareketi, bugün okullarımızdan hastanelerimize, belediyelerimizden evlerimize kadar hayatın her alanına yayıldı. Birleşmiş Milletler’in Türkiye öncülüğünde 30 Mart’ı Uluslararası Sıfır Atık Günü ilan etmesi de bu birikimin dünyada karşılık bulduğunu gösterdi.
COP31’de bu deneyimi tüm dünyayla paylaşacağız. Mavi Bölge’de 10 bin metrekarelik Sıfır Atık Müzesi’ni kurduk. Yeşil Bölge’deki Sıfır Atık Uygulama ve Atölye Merkezi’nde çocuklarımız ve gençlerimiz atığı azaltmayı, ayrıştırmayı ve yeniden kullanmayı uygulamalı olarak öğrenecek. Bu anlayışı konferans alanının dışına da taşıyoruz. Antalya’daki Solak, Demirciler ve Ormana köylerimiz Sıfır Atık köyleri olarak misafirlerimize ilham verecek.